gezimanya.com

Çok yakında gezimanya.com sitesinde de yazılarımı okuyabilirsiniz.

Yeryüzüne avare avare dolaşmaya geldik,
sana bundan farklı bir şey söyleyen olursa aldırma!
KURT VONNEGUT

tak tak... kim o?

Şu anda 149 konuk çevrimiçi

cidden hala üye değil misin?

Aktivasyon mesajı beklemeyiniz, Godot gelmeyecek:) Üyeliğiniz admin tarafından otomatik olarak onaylanacaktır.



BEYPAZARI- ANKARA

Yazdır PDF

Misak-ı Milli Sınırları - İç Anadolu

YER: İPEK YOLU'NUN İNCİSİ BEYPAZARI / ANKARA

SON GİDİLEN TARİH : KASIM 2011

Tarihi İpek Yolu üzerinde, binlerce yıllık geçmişe sahip olan Beypazarı, İç Anadolu'nun incisi gibi parlıyor dinazor sırtı yamaçların arasında... resmi kayıtlara göre Osmanlı döneminde 1570'li yıllarda bile nüfusunun 10.000 olması, Beypazarı'nın tarih boyu ne kadar aktif bir rolünün olduğunu gösteriyor bize...  Ankara'ya 100 km uzaklıkta bulunan Beypazarı, biz Istanbulllular için de çok uzak sayılmaz.... konakların yaşanmışlığı ve bembeyaz bir açık hava müzesi sadece 320 km uzağımızda...

Orijinal planımız trenle Eskişehir'e gitmek olsa da biliyorsunuz o orijinal planlara hiçbir zaman uyulmaz... biz de Ceren, Begüm, Nazo ve ben Ankara'da iki gece kalacakken hem geçirdiğimiz süper komik gecenin yorgunluğundan arınmak istediğimizden hem de Beypazarı'nın yoğun çağrısına duyarsız kalamadığımız için bir önceki gece saat sabaha karşı üç gibi pansiyonları aramaya koyulduk... inanmazsınız aradığımız her pansiyon görevlisi gece uykusundan uyandırıldığı halde nemrut ya da kötü davranmadı bize telefonda... bu bizde daha büyük bir Beypazarı merakı uyandırdı doğrusu... kötülük ve kabalık dolu dünyada gecenin bir yarısı bile bu kadar kibar ve saygılı olabilen insanların memleketini gezmek istedik... Kısa bir Ankara ve ODTÜ gezisinden sonra Beypazarı'na doğru yola koyulduk...

Şimdilerde Beypazarı,Selçuklu ve Osmanlı mimari tarzında tarihi evleri ve eserleri, el sanatları, saray mutfağına ait muhteşem ve parmak ısırtacak yemekleri ve beyaza çalan hayalimsi doğasıyla zevk ve incelik dolu bir ilçe... Ankara'dan kendi aracınızla Beypazarı'na gidecekseniz Ankara- Istanbul yolu üzerinde bulunan Sincan- Yenikent yol ayrımından devam ederek, Yenikent istikametinden Ayaş- Beypazarı yoluna çıkacaksınız... unutmayın, yeşil Istanbul tabelalarını takip etmek yok... mavi tabelalara bağlı kalıyoruz ve bu şekilde kaybolmuyoruz... Ankara-Beypazarı arasında araba kullanmak da ayrı bir keyif... yol genelde rahat ve sorunsuz akıyor... İç Anadolu'nun kendine has doğasını izleyerek gitmek de cabası... Istanbul'dan yola çıkacaksanız, TEM otoyolundan Sakarya Akyazı'ya ulaştıktan sonra Dokurcun, Nallıhan üzerinden ulaşabilirsiniz....

İnci Beypazarı'nın gerçekten köklü bir tarihi var... ilk çağlarda sırasıyla Hitit, Frig, Galat, Roma ve Bizans ve sonra Anadolu Selçuklu ve Osmanlı egemenliği altına giriyor... ilçenin ilk ismi "kaya doruğu ülkesi" anlamına gelen "Lagania"... kuruluş zamanından beri Istanbul'u Bağdat'a bağlayan önemli geçit yolları üzerinde bulunduğundan her zaman işlek bir yerleşim alanı olmuş...

Selçuklular, Osmanlı İmparatorluğunun temellerini atan Kayı Boyu'na bu toprakları yurt olarak göstermiş... hatta Osman Bey'in dedesi Gazi Gündüzalp'in mezarının Beypazarı'nın Hırkatepe köyünde olduğu biliniyor... Orhan Bey zamanında ise Beypazarı tamamen Osmanlı egemenliği altına girmiş ve Osmanlı Devleti'nin toprak rejiminin ve askeri sisteminin bel kemiğini oluşturan Tımarlı Sipahi Merkezlerinden biri olmuş... yöredeki sipahi beylerinin etkinliği sebebiyle de son olarak Beypazarı adıyla anılmaya başlanmış...

Evliya Çelebi Seyahatname'sinde Beypazarı'ndan şu şekilde bahsediyor: "Şehir Anadolu toprağından Engürü sancağı hududunda olup, Istanbul'da kim Şeyhülislam olursa ona has olur. Padişah hasından ayrılmadır. Yüz elli akçelik kazadır. Kadısına senelik yedi kese gelir getirir. Kalesi bir dere içinde olup, iki tarafı balık sırtı gibi kaya üzerindedir."

Eski ve yeni olmak üzere ikili bir yerleşim düzenine sahip Beypazarı... şehrin kuzeyinde bulunan eski yerleşim alanının dokusu çok güzel korunmuş... dünyada eşi benzeri görülmedik bir açık hava müzesi yapmak amacıyla BEYAP Projesi kapsamında 3500 konaktan 500'ünün restorasyonu yapılmış...

Yeni şehirden eski yerleşim yerine girdiğinizde gözlerinize inanamayacağınız bir farklılıkla karşılaşıyorsunuz... eski Beypazarı'na girmek, zaman makinesine girmek gibi geliyor insana... ne insanlar ne de konaklar size 21. yüzyılda olduğunuzu hatırlatmıyor... muhteşem bir kaçış ve nefeslenme alanı burası... insana ohhh be dedirtecek cinsten bir saklanmışlık ve korunmuşluk...

Beypazarı'nın amcaları, teyzeleri, halaları küçükken hayalini çok kurduğum "kalabalık ailem" gibi geldi bana... her biri birbiriyle akraba olan komşularıma bakıp aynı şehirde geniş bir akraba çevresine sahip olabilmeyi hayal ederdim çocukken... Beypazarı tamamen bu şekilde bir ortam, herkes birbirinin akrabası, kardeşi, halası, teyzesi, ninesi... o güler yüzlü teyzelere bakınca yaşlanınca bu kadar doyumlu ve mutlu olmayı diledim... kalplerindeki mutluluğu dillerinden, gözlerinden rahatça sana aktarabilen insanların yaşadığı hayalimsi bir şehir burası...

Beypazarı havuç suyu ile ünlü bir belde... tonton teyzeler satın almak istemeseniz bile size zorla içirme potansiyeline sahip havuç suyunu... Beypazarı'nda yeterince kalan biri turuncu ayrılabilir buradan...

bu da sekreter teyze... neden sekreter onu da anlatayım... çarşıda dolaşırken rastladığımız bir demir atölyesinin ocağında kelle pişiren Sadık Amca karısına "sekreter" diye hitap ediyor...

"Sekretere söyleyin size havuç suyu versin..."

Gün bir havuç suyu beş...

Sadık Amca ve kurban bayramı kelleri... tütsüleyip ikiye böldüğü kellerin kapalıyken topaca, açıkken uzay gemisine benzediğini söyledi... masallarla ve sokak oyunlarıyla büyümüş yaratıcı Anadolu insanı ne de olsa...

eski Beypazarı yaşlılarının kıyafetleri o kadar değişmemiş ki gerçekten kendinizi on dördüncü yüzyılda bir Anadolu köyünde hissediyorsunuz...

 

 

 

 

 

Beypazarı'nın her sokağı, tarihi konaklar ve camiler ve taş yolları sebebiyle ayrı bir fotoğraf cenneti... minik pencereli, beyaza boyalı ahşap evler arasında kaybolmak ve insanların güler yüzleriyle soluklanmak inanılmaz bir haz veriyor insana...Beypazarı'nda aslına uygun olarak restore edilmiş 30'a yakın sokak var... sokaklar arasında bulunan tek tük apartmanlara da ahşap görüntü verilerek uyum sağlanmış... tam da Türk mükemmeliyetçiliğine uyan bir durum:)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bir gece kalmayı planladığımız Beypazarı bize iki günlük bir sefa uygun görmüş olacak ki Nallıhan yoluna bir türlü koyulamadık... orijinal planın değiştirilmiş orijinal kısmında- düşünün artık ne kadar çok plan değişmiş, hangisi orijinaldi hatırlayamıyorum-  birer gün arayla Ankara, Beypazarı, Nallıhan ve Sapanca vardı fakat biz orijinalinden bozulmuş yeni planı bile uygulayamadan Beypazarı "gidemezsiniz bir yere" dedi... biz de günün sonunda kendimize yeni bir pansiyon aramaya başladık... ilk gece kaldığımız pansiyon çok hoş ve temizdi... ikinci gece ise bir restoranın ikinci katının tamamını kiraladık çok daha uygun fiyata... Beypazarı'nda kalım ve yeme içme inanılmaz hesaplı ve keyifli...

Beypazarı'nın ahşap konaklarında kalacaksanız alışmanız gereken şeyler var: bunlardan ilki her açtığınız dolap kapağı bir dolaba ait olmayabilir... hatta açtığınız dolap kapaklarının yüzde doksanı dolap değil banyodur... dolap kapısını açarsın ve karşına otelin ekonomik durumuna bağlı olarak duşakabin ya da banyo perdesi çıkar... oda kahvaltı ücreti 35 ile 50 tl arasında değişir fakat unutmayın kahvaltıları o kadar küçük porsiyonlu ki aç kalabilirsiniz... siz durmadan isteyin, doyana kadar... Beypazarı halkı tutumlu olmayı seviyor ama her istediğinizde kahvaltınıza da domates ekliyorlar... hem de dolu dolu bir güleryüzle...bazı pansiyonların bilgileri için tıklayınız...

Beypazarı'nda kalınacak yer bulmak kalabalık günlerde bile sorun değil, kalmaya kararlıysanız sizi herhangi bir yerde ağırlamaya gönüllü bir çok pansiyon sahibi var... hatta bize restoranda kalmamızı önerenler bile oldu... biz en sonunda yine ilk geceki kadar sevimli başka bir pansiyon bulduk... hatta bu sefer bize ait kocaman bir ahşap salonda ağırlandık... muhteşem Beypazarı sarması, 80 gatlı baklava ve sevgili Begüm'ün dört sezonluk kola şişeleri eşliğindeki akşam yemeğimizi de bu kocaman, yılların eskitemediği ahşap "hayat"ta yedik... yatarken güvenlik sorunumu çözmek için kapı önlerine koyduğumuz bilimum sandalye, sandık ve beşiği saymazsak gece konaklamamız rahat ve keyifliydi...

Beypazarı'nda kaldığımız süre boyunca girilmedik müze, ayak basılmadık sokak bırakmadık... müzelerden en çok hoşuma giden "Yaşayan Müze" oldu... yaşayan müze tam da adı üstünde gelenek ve göreneklerimizi yaşatıyor... canlı, interaktif ve epey öğretici bir oyun alanı... Ebru sanatından Karagöz Hacivat oyununa, kurşun döktürmekten Keloğlan masalı sunumlarına kadar her an karşınıza Türk kültürüne ait bir parça çıkıyor müzede... ister avluda çocuklar gibi şen topaç oynayın, ister müze girişinde seksek... müze sizi alıp çocukluğunuzun kokularına ve oyunlarına geri götürüyor... aslında yaşayan müze değil bir zaman makinesi... kendi çocukluğunuzun içinde kayboluyorsunuz... biz de her birimizin payına düşen çocukluktan nasibimizi aldık... ben Ebru yaptım, Begüm benim şüpheci bakışlarım arasında kurşun döktürdü, Ceren Karagöz oynatırken Nazo da eski bir Türk oyunu olan Mangala oynadı... Mangala 48 taş ile oynanan bir strateji oyunu... mangala oyunu ile ilgili daha geniş bilgiyi kendi web sitesinden edinebilirsiniz...

 

kapıda sizi eskilerden bir oyun karşılıyor... bu masal şehrine girişin ilk adımı...

hemen girişte sizi Keloğlan'ın annesi bekliyor... masalını merak ediyorsanız- ki bence inanılmaz yetenekli bir anlatıcı- buyurun Beypazarı'na...

girişteki masal faslından sonra ilk katta bizim orta okul yıllarında zevkle yaptığımız "patates baskı" atölyesi, Ebru atölyesi ve elem tere fiş kem gözlere fiş tadında kurşun döktürme alanı bulunuyor...

baskı kalıplarından bir örnek...

 

Begüm'e deli gibi nazar değmiş... ben kurşuncu bacının yalacısıyım a dostlar...

benim payıma düşen adımı yaşatmak oldu... Ebru yapmayı çocukluğumdan beri isterdim... bir çocukluk hayalim daha gerçek oldu yaşayan müze sayesinde... siz de kendi Ebru'nuzu 10 tl karşılığında yapıp evinize asabilirsiniz... ama kesinlikle görüldüğü kadar kolay bir iş değil...

bu da benim Ebru renklerim...

 

 

Müzenin ikinci katında canlı canlı masal dinleyebilirsiniz... yine de masal dinleme favorim kapıdaki kırmızı hırkalı arkadaş oldu...

ikinci katın diğer odalarında mangala oynayabilir ya da kendi Karagöz Hacivat oyununuzu yazabilirsiniz... insanın yaşayan müzeden çıkası gelmiyor doğrusu...

 

 

Begüm ve Nazo mangala öğrenirken...

yaşayan müzede Nazo, Begüm ve Ceren...

Ceren'ciğim fotoğraflarını benimle paylaştığın için ayrıca teşekkürler...

Yaşayan Müze ve diğer müzelerden sonra yolumuz pazara düştü nihayet... havuç suları, Beypazarı kuruları, yerlilerin deyimiyle 80 gatlı baklava ve bir sürü sarma yedikten sonra çılgın gibi şikayet eden midemin sesini yol şarkıları söyleyerek bastırmaya çalıştım... açıkça şöyle anlatayım, çok açsan şayet, pazarın bir başından diğer başına yürüyene kadar beş kuruş ödemeden tıka basa doyarsın... çünkü yol üzerinde herkes muhteşem gülen gözler ve inanılmaz bir kibarlıkla yemen için eline bir şeyler tutuşturur ve lezzetler o kadar muazzam olur ki ittire kaktıra midende yer açarsın tüm o harika yemeklere...

alıçtan kolyeler...

çarşının kirlisi...

kredisiz kefilsiz beş dakikada beşiktaş evler...

 

menemenlik domates biber karışımından kek yapmak için kuru meyve karışımına kadar herşeyi bulabilirsiniz bu pazarda...

 

Ebru'dan yapılmış takılara göz atmayı da unutmayın sakın hatunkişiler...

bu da Halise Teyze... parmaklarınızı yedirtecek derecede enfes sarmaları ve baklavaları var...

Çarşı pazar muhabbeti bitebilir de Beypazarı'nın içinden ayrılabilirseniz gitmeniz gereken bir iki yer daha var... bunlardan biri "Hıdırlık Tepesi"... şehrin ara sokaklarından ve merdivenlerinden yürüyerek ya da kısa bir araba yolculuğuyla yeni Beypazarı'nı ve eskisini bir arada görmek için tepeye çıkabilirsiniz... muhteşem manzaralar ve harika insanlar eşliğinde...

hıdırlıktan yeni Beypazarı...

ve eski ama daha masalsı olanı...

ve Hıdırlık manzarasının tadını çıkaran seyyahlar... canım annemin deyimiyle Evliya Çelebiyeler...

Hıdırlık Tepesi'ne çıktıktan sonra Beypazarı sodasının üretim yeri yakınlarında ve şehre yaklaşık 6 kilometre uzaklıkta olan İnözü Vadisi'nde kendinizi doğanın ve peri masalı gibi dizilmiş dağların arasına bırakın... hele sonbaharsa yapraklara dokunup vadide isim fısıldama oyunu oynamayı unutmayın sakın... sevdiklerinizin ismini yapraklara fısıldayın... onlar da uçup omuzlarına konsunlar hepsinin...

vadi yolundan Beypazarı...

 

dediğim gibi yapraklara fısıldamayı sakın unutmayın...

 

 

Beypazarı asla unutamayacağınız bir masal şehri... tekrar tekrar gitmek isteyeceğiniz ve hiçbir şekilde doyamayacağınız güzellikte doğası, eski kültürü ve yaşatılan değerleriyle tam bir gizli cennet... burnunuzun dibinde... hadi nerede içinizdeki Evliya Çelebi??? eee haydi düşsenize yollara...

AddThis Social Bookmark Button

joomla statistics